| Bloga Üye Oldunuz | 6 Arama Kriterleri içinde |
exelans |
2010-05-11 10:14:12
|
Güzel bir çift göze sahipti.Elleri hele o minicik elleri nasılda tutunuyordu hayata öyle! Hayat onu bıraksa da başından atamazdı asla. Asi değildi,hayır.
Ya da şımarık deli dolu bir kız değildi. Elleri minicikti,gözleri minicik... Güzel bir çift göze sahipti.Dünyayı görebildiği kadarıyla tanıyordu.Onun için kötü yoktu,üzüntü yoktu...Herkes imkanı ölçüsünde iyi ve yardımseverdi onun için.Elleri minicikti,gözleri minicikti,kalbi minicik... Hayalleri... O gökyüzünün en yüksek rakımından bile daha yüce hayalleri...Evlenmek,yuva kurmak,çocuk sahibi olmak,bulunduğu ortamda farkedilebilir bir konuma sahip olmak,Hep hatırlanan olmak...ve sevdası için bir silüete bile nazar etmeden sevdasını yaşayan olmak... Güzel bir çift göze sahipti...yıllar sonrasında hep buğulu bakıyor artık o gözler. Minicik elleriyle sıkıca kavrardı hayatı...o koca eller şu an hayattan kaçacak yer aramakta. Küçücük kalbiyle herkesi severdi... O kalp şu an deforme olmaktan kaç yüzbininci kez yamayla onarılmakta. |
exelans |
2010-05-04 09:46:20
|
|
-Kentler, uzunca bir süre sadece soyluların yaşadığı kent ve kentli olmanın, sınıflar arasında uçurum farkını sağlayarak mümkün sayıldığı yerler olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Çok daha sonraları kentlerin topluluk özelliği, toplum bütünlüğüne dönüşmüştür. Ortak kültür ve ortak değer ölçüsü zamanla ortak mirasların da gün yüzüne çıkmasına sebep olmuştur. Sonunda bir nebze de olsa farkındalık yaratılmıştı yaratılmasına ancak bu sefer de aynı kentte oluşan kültürel birliktelik kentler arasındaki yabancılaşmayı, farklılaşmayı daha da belirginleştirmişti. Bu farklılıkların daha iyi anlaşılabilmesi için durumu örneklendirecek olursak; kentsel dönüşümü başarıyla gerçekleştirmenin adıdır, İstanbul.
İstanbul, nefes alan, üzülen, sevinen, gören, düşünen; yaşayan bir varlıktır ve insan özellikleriyle birlikte beşerî özellikleriyle de bir duygudur. Bu coşkun duyguya görsel ve yazınsal birçok sanat dalı şahitlik eder. Cilveli ve biraz da tehlikeli bir şehirdir İstanbul. Hani biraz güzelliğine kapılsa insan bu platonik sevdayla, yaşamı ve yaşamayı unutuverir. İnsan yaşadıkça o da yaşar. Fark edilmek gayesi taşımadan. -Birçok kişinin değişik özelliklerine atıfta bulunduğu bu şehir kültürel zenginliğiyle de konuşulmayı ne kadar hak ettiğini kanıtlıyor. İstanbul, binlerce yılın eskimiş ve hoyratlığına rağmen günümüz uygarlık ölçülerine göre çok yeni bir görünüme sahiptir. Değişerek gelişmişliğe erişmiş nice şehre inat, gelişerek değişmiş bir şehirdir İstanbul. -Geçmişten günümüze geleneksel bir devlet-millet ilişkisi bulunmaktadır. Bu geleneksel toplum inancında devlet sadece maddi anlamda değil manevi anlamda da toplum birlikteliğini sağlamakla mükellefti. Bir devletin meşruiyeti, o devletin insanlarına karşı aidiyet duygusu yaratıp yaratamadığı ile korunabiliyordu. Bu duyguyu sağlayabilmek için de samimi ve tutarlı davranmak zorundaydı. Bunu sağlamanın yolu da samimi bir söylemi davranışlarla bütünleştirebilmekti. İşte bir şehrin bu ahengin sağlanmasındaki rolü burada devreye girmektedir. - İstanbul, zarafet ve ihtişamına layık bir keyfiyetle yönetilmiş olsaydı bir taşın göle atılmasından sonra halkalar oluşturmasındaki gibi dışa doğru bir etkileşim ve yıkımın görülmesi içten bile değildi. Ancak bu; iş ve toplumun yaşamsal ahlakı sayesinde asla yaşanmadı. Biri bin etmenin fert olarak zahmetini çeken toplum, bunun payesini de devletine vermekte hiçbir sakınca görmemiştir. Bir çok resmi ve özel kuruluşun şu anda misyon ve vizyon olarak değindiği modern iş stratejilerinin kaynağını bu büyük kentin onurlu geçmişinde ki insanları sağlamıştır. Bu şekliyle de birlikte büyüme sloganı geniş kitlelerin her daim ilgisini çekmiştir. -İstanbul’un tarihsel yolculuğunda hiçbir zaman geleneksel ve sözlü kurallar bu kenti yalnız bırakmamıştır. Karşısındakiyle bir bütün olabilme gayesindeki kişi mahalleleri, mahalleler semtleri, semtler de bu kenti oluşturmuştur. Kültürünü ise; her zaman eksik olduğunun bilinciyle hareket eden, tamamlanma ihtiyacı duyan insanlara borçludur. Yıllarca birçok medeniyete kucak açmış olan bu şehir, yaşamanın yaşatmaktan geçtiği mutlak gerçekliğe inanmış bir toplum tarafından oluşturulmuştur. |
exelans |
2010-04-15 08:14:30
|
|
Çoğumuz bilir... Ya çocukluğumuzda oynamışızdır.Ya da çevremizde oynayanları görmüşüzdür.Onun dönüşü ve her döndüğünde çocuksu masum yüzümde istem dışı beliren tebessüm edişim halen aklımdadır.Biraz daha durmadan dönsün diye ne çaba harcardım.Ama aynı çabayı şu an görünürdeki fırıldaklıkların devamı için gösterenleri gördükten sonra o adamcıklara açıkçası acımaya başladım. Burada hepimizin bildiği ama düşünsel yapımızın saplantısal mantığı çerçevesinde fırıldak meselelerden ‘’SENDİKALARDAN’’ bahsedeceğim. Hakları hukuk çerçevesinde savunan adalet bekçileri,hatta adalet savaşçılarıdır onlar.Ama bir çoğu bu bekçilik ve savaşçılık özelliğini de aşarak sosyal statüde ailemizden bir bireymiş gibi davranarak;yediğimiz,giydiğimiz,yaptığımız herşeyden kendisine de bir pay çıkarıp kendisine de bu durumdan bir vazife çıkarır.Peki bu vazifesi bizi kollamak ve gözetmek midir derseniz HAYIR derim.Yediğimiz lokmadan içtiğimiz suya kadar kendi menfaatine ne yapabilirimin derdindedir.Öyle ya her hizmetin bir külfeti olmalıdır.Hani reklamlarda RUTKAY AZİZ diyor ya bu devirde ‘’kişinin babası olsa yapmaz’’ sendikaların bu fedakarlığını. Kıymet bilmiyoruz bir türlü,ipe sapa gelmez kuruntularımızdan kurtulamıyoruz.Her sahada bizim haklarımızı savunanlara daha da bir sorumluluk ve yetki vererek kişisel kararlarımıza da yön vermelerini sağlamalıyız.(!) Ne de olsa bizim için masadan masaya dosya taşıyıp haklarımız için gücünün yetmeyeceği yerlerle bile cebelleşiyorlar.Kendi çıkarları mı? :-) güldürmeyin… çıkar gözetmek değil onların yaptığı… sadece varlıklarının devamını sağlamada mecburi ayrıcalık sağlama gayretinden başka bir şey değil yaptıkları. Sonuç mu? her konu gündeme geldiğinde söyledikleriyle teklif edilenler arasında hep teklif edilenleri kabullenerek ne kadar uzlaşmacı olduklarını da görmüyor musunuz.Bu kadar uzlaşıya açıktınız da neden sendikal faaliyetinizi sonlandırıp ne denirse ona razı olun işte bizim gibi diyemiyorsunuz...Halkı kendi bildiğine bırakmıyorsunuz.Çünkü, savunduğunuz hangi davanın devamını getirebildiniz? *Sorular soruyorum meraklı zihinlere Bu yazılanlarda bir çok kişinin içinden geçtiğini inandığım gerçekleri gün yüzüne çıkarttım.ister görün,ister gözlerinizi kapayın.İster doğru deyin,ister külliyen deli saçması .benim için farketmez.Ancak burada belirttiğim sendikal faaliyetlerde, bazı sorumlulukların ve üye haklarının takibinde yetersizlik görüyorum.YA SİZ? |
exelans |
2010-03-10 15:13:38
|
|
soykırım kavramının dilimizde pelesenk olduğu yılları yaşamaktayız.Peki,dilimizden üç hece olarak çıkan bu masum kelime gerçekten çok can yakmış olabilir mi?
Yuh yani herıld yani diyenlerde azımsanmayacak kadar çok olacaktır,eminim. soykırım gerçekten can yakmış olabilir mi? -işte size tez ödevi- ancak en iyi tez:bir başka tezi çürütmekle yazılır bence. Yahudi,Müslüman,Kızılderili,Aborjin,Ermeni,Kürt,Türk,Alevi,Sünni..vs birçok acının yaşandığı bir dünyada yaşıyoruz.Bu yaşananların herbiri de kendi içinde akademik,sembolik değerler almış,kendisine kendi dışından birçok yandaş bulmuş hadiselerdir. Soykırım sürecinin genel yapısı itibari ile belirli tek bir güç tarafından yönlendirildiği söylenemez.Karşısında oligarşik bir rüzgar harmanlamıştır bu olayları,bu ateşi .Bu yangında bazıları yanıp kavrulurken bazıları da yangının karşısında ısınma,ihtiras,güç,varolma ihtiyaçlarını gidermişlerdir.Peki buna pek düşünmesem de geniş kitlelerin deyimi ile soykırım demek bu olayların birebir karşılığı mıdır? Toplumlar,nasıl ki bir ailede çalışan babanın eve geldiğinde eve gelene kadar gün içinde yaşadığı sıkıntıları göstermesi gibi alışılmış bir davranış sergilerse,bulunduğu şartların yansımalarını bir toplumdan görmek de şaşırtıcı olmasa gerek.Mesela çok uluslu güçlerin tahrik ettiği bir Osmanlı düşünün,ya da toprak kaygısına ve hırsına yenik bir ABD..vs Demek istenileni anlatabildim mi?Hayır mı? O zaman şöyle diyeyim:Sosyo-Ekonomik ve Sosyo-Kültürel erozyonlar,durumsal yapıyı etkileme de -tetikleyici bir rol oynuyorBuna birebir soykırım nasıl deriz.Toplumun dinamiklerini kontrol etmede ne kanunların ne faşistçe uygulamaların bir faydası olmaz.Toplum dinamiği deprem gibidir.El yordamıyla engellenemez.olacaksa olur.Bunu soykırımla ifade etmek kolaya kaçmaktan başka bir şey değildir. Sosyal yıkımları ...soykırım olarak adlandıranlara konunun biraz daha irdelenmesini tavsiye ediyorum. Fikirler sunuyorum,meraklı zihinlere |
exelans |
2010-03-03 09:30:21
|
|
Özgürlük insan iradesinin en mutlak ihtiyacıdır.Oportünist yalakaların tasmasız gezmekten hoşlanmamaları bile özgürlük kavramının mutlak önemini değiştirmez.Peki bu kavramı ete kemiğe büründürecek olursak soru-yorum:
1/ türk milliyetçiliğine olan kinimiz ile kürt milliyetçiliğine olan sempatimiz arasında iki yüzlülük yapıyor olabilirmiyiz? 2/ Sosyalizm bizim için ne anlama geliyor? 3/ Gitgide muhafazarlaştığımız gerçeği sadece güçlünün yanında yer almak gayesinden mi geliyor?Aslanın yanındaki tilki rolü sizce de mide bulandırıcı değil mi? sorular soruyorum.meraklı zihinlere sorular soruyorum.değişik fikirlere |
exelans |
2010-02-27 16:33:37
|
|
inönü savaşlarının kahramanı olarak diğer paşalardan ayrı olarak,ülke tarihinde kendine yer buluyor.Peki diğer kahramanlar
şeflik için ismet paşanın tek adama indirgenişini kim neden sağladı. Fevzi çakmak,kazım karabekir tarih ve siyasi sahneden nasıl silindi.Tarih kitaplarında sadece teferruat olarak kalmaya müstehak bırakıldı. sorular soruyorum.meraklı zihinlere sorular soruyorum.değişik fikirlere |
Önceki |
1
| Sonraki
